|

Süleyman GÜVEN
REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK
Hayata Bağlanmak (Yaşama İçgüdüsü)
Artan üzücü olaylar üzerine, rehberlik adı altında bu ilk yazımla herkese merhaba. Günümüz dünyasında insanlar birçok zorluklarla karşılaşmaktadır. Özellikle ülkemizde ekonomik zorluklar başı çekmekte insanlar bu zorluklarını aşamayacak duruma geldiklerini düşündüklerinde canlarına bile kıymaktadırlar. Oysa çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkede insanların hayata bağlanmasını sağlayan birçok manevi değerler veya ayetler, hadisler bulunmaktadır. Bunlardan bazıları: “Sıkıntılardan dolayı ölümü istemeyin! Dayanamayan, "Ya Rabbi, hakkımda yaşamak hayırlı ise, yaşamayı, ölmek hayırlı ise, ölümü nasip et!" desin! (Buhari), “Bir şeyle canına kıyana, Cehennemde onunla azap edilir. (Buhari). Dinimize olduğu gibi farklı bilim adamlarıda insanın yaşama içgüdüsü hakkında çeşitli araştırmalar yapmış ve hayata bağlanmanın sağlanması için nelerin gerekli olduğunu vurgulamışlardır. Örneğin; Victor Emil Frankl logoterapi nin kurucularındandır. Logoterapi yunanca “anlam” demek olan logos ve “terapi” kelimelerinin bileşiminden oluşmaktadır.
Viktor Emil Frankl yahudi bir ailenin çocuğuydu. Almanya'da Hitler'in iktidarı ele geçirmesi ile birlikte yayılan faşizm ve yahudi düşmanlığı sonucu, Frankl’ın eşi, annesi, babası, kız ve erkek kardeşi ve kendisi Naziler tarafından tutuklanarak, Auschwitz ve Dachau ölüm kamplarına gönderildiler. Nazi toplama kamplarında kız kardeşi ve kendi dışındaki diğer yakınları gaz odalarında öldürüldü. Auschwitz Toplama Kampı'nda tutuklu olarak kaldığı süre içinde onbinlerce Yahudinin gaz odalarında, işkencede ve ağır çalışma şartları altında öldürüldüğünü gördü. İnsanın ölüm ve acı karşısında aldığı tavır, Logoterapi ekolünü geliştirmesinde etkili oldu. İnsan davranışlarını yönlendiren temel güdü, yaşamda anlam arayışıdır. Bu anlam ise, bireyin kendisi tarafından bulunabilir. Frankl, Auschwitz Toplama Kampı'na tutuklu olarak götürüldüğünde daha önce yayına hazırladığı bir kitabına el konulmuştu. Bu kitabı tekrar yazma konusunda duyduğu derin istek, yaşadığı ağır kamp şartlarında direnmesine ve hayatta kalmasına yardım etmiştir. Frankl, bunu diğer tutuklular da da gözlemlemişti. Geleceğe yönelik hedefleri ve yerine getirilmesi gereken görevleri olduğunu düşünen tutukluların, yaşlı ve güçsüz olmalarına rağmen hayatta kalmayı başarabildiklerini görmüştü.Yaşlı ve güçsüz tutuklular açlık, aşırı soğuk, işkence ve ağır çalışma şartlarına mucizevi bir şekilde direnirken, Genç ve atletik görünümlü ancak yaşama dair hedefleri olmayan tutukluların kamptaki şartlara dayanamadıklarını intihar ettiklerini veya öldüklerini gözlemlemiştir. Frankl'a göre acı da yaşama anlam katan bir durumdur ve eğer acıdan kaçınmak mümkün değil ise acıyı yaşamın bir parçası olarak görmek, insanları intihardan kurtarıyordu ve direnç kazandırıyordu. İnsanlar birçok acılara rağmen bu acılardan intiharla kurtulmak yerine hayata sıkı sıkıya bağlanıyorlardı. Çünkü yaşamaları için bir sebep vardı.
Burdanda anlaşılacağı gibi insanların varolma sebeplerini sağlayan bir etken yaşama daha sıkı bağlanmalarını ve ne olursa olsun acılarla baş etmeye çalışmalarını sağlamıştır. Her insanın yaşama bağlayan elbette bir sebebi vardır önemli olan bunu farketmek veya farkettirmektir. Yada bu etkeni yaratmaktır. Toplum olarak bizim görevimizde günümüzde çevremizdekileri hayata bağlamak ve birbirimize destek olmaktan geçmiyor mu sizce…
Saygılarımla
 |