Sunday, September 5, 2010
Email
AnaSayfam Yap

Site Giriş

Kayıt Ol

E-posta Bülteni

Kılanda ne oluyorsa anında E-postanıza gönderilmesi için "İsim,E-Posta" giriniz.(*Site üyesi olmanız mecburi değildiR.)







ORGANİK VE GDO -1 PDF Yazdır e-Posta
M.Kemal Yalçınkaya tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 25 Kasım 2009 15:32

 

Mustafa Kemal YALÇINKAYA

 

 

 

    ORGANİK VE GDO -1


   Bu günlerde Televizyon kanallarının çoğunda hep aynı proğram aldı başını gidiyor. Halkımızın yediği ürünler Organik mi? yoksa GDO'lumu? Yani "Genetiği değiştirilmiş organizmalar" Tüm bunların tartışmaları. İşin garip tarafı Uzmanların bazıları yediğimiz ürünlerin, İnsan sağlığı için illaki Organik olması gerektiğini anlatmaya çalışırken, bazılarıda bu açıklamalarından kendilerine ve bazı holding patronlarına rant sağladığını açık açık belli ederek GDO lu ürünlerin insan sağlığına hiç bir zararı olmadığını, hatta üretici açısındanda çok faydalı bir uygulama olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Anlayacağınız uzman denen bu adamlar "Müslüman mahallesinde salyongoz satıyorlar".

 
  
Halbuki Genetiği ile oynanan ürünlerin şekil olarak görüntülerinde, insanı hayrete düşürecek fiziki değişimler meydana geldiğini, Uzmanlar televizyonlarda gösterdikleri gibi, bizlerde kasabamızda yetişen bazı meyve ve sebzelerde görüyorduk. Mesela ikili üçlü birbirlerine yapışık kirazlar, bebekli patatesler, çot çot cevizler, sağından solundan yavrulamış domatesler ve salatalıklar vs. gibi. Halbuki benim halkım GDO nedir bilmez. Ürettiklerini tamamen doğal yöntemlerle yetiştirmeye çalışır, bunlarıda doğanın bir oyunu olarak bilirdi. Malesef öyle değilmiş. Bunlar tamamen genetiği değiştirilmiş tohumların bilinmeden bizler tarafındanda kullanılmasıyla meydana gelen sağlıksız ürünlermiş.  


  Onun içindir ki halkımızın bazıları bunun bilincinde olduklarından yetiştirecekleri sebzelerin tohumlarınıda kendileri üretmektedirler. İyi de yapıyorlar. Olması gerekende budur. İnşallah tüm üreticilerimiz bu konuda bilinçlenir ve aynı yolu tatbik ederler. Bu vesile ile İsrail, ABD ve buna benzer ülkelerden bize zoraki ithal ettirilip, ülkemizdede birilerinin zengin olmasına sebep olan bu uygulamada yavaş yavaş ortadan kalkar. Bizlerde mutfağımıza gelen her meyve ve sebzeleri gönül rahatlığı ie tüketiriz.


  Ey!.. Yalnızca rant peşinde koşturup insan sağlığını hiçe sayan çıkarcılar, Çekin elinizi benim saf ve temiz vatandaşlarımın üretmeye çalıştıkları mahsullerinden. Benim kasabam 1560 m. rakımında Torosların eteklerinde olup yetiştirdikleri meyve ve sebzelerin Lezzet ve damak tadını Dünyanın hemen hemen hiçbir yerinde bulamazsın. Yetiştirdikleri ürünler,Orta Torosların 2000 küsür rakımından gelen kar suları ile sulanır, besledikleri sığır ve davarların gübreleri ile gıdalarını alırlar.


   Sen hiç benim kasabamdan Çilek alıp yedin mi? Reçelini yaptın mı? Domateslerinden salata yapıp tatdın mı? Salatalığının 10 m. uzaklıktan kokusunu aldın mı? Kirazları boşunamı tamamen ihracat için alıcı buluyor. herhalde tüm bunların bir sebebi olmalı. Neden? Nedeni gayet basit. Bizim ürünlerimiz atalarımızdan beri devam edip gelen doğal yöntemlerle hiç bir kimyasal katkısı olmadan yetiştirilen ürünlerdir de ondan.
  

  Bu konu ile ilgili olarak İnternette bazı saçma iddialar ve açıklamalara rastladım. Guya Organik ürün yetiştirmek üreticinin kendi tasarrufunda olmuyor, sözleşmeli ve sertifikalı tarım işletmaciliği ehliyetin olması gerekiyormuş. Yoksa senin hiçbir kimyasal katkılı gübre ve ilaç kullanmadan tamamen doğal olarak veya yeşil gübre, hayvan gübresi kullanarak yetiştirdiğin yiyecekler organik olmuyormuş. açıklamalar bu yönde.
 

  Aşağıda organik ürün yetiştirdiğini iddia eden bir çiftçi ile, ürününü kontrola gelen ziraat mühendisinin aralarında geçen konuşma çok ilginç.

   Çiftçi sürekli olarak ürününün organik olduğunu, zaten dağın başında yetiştiğini, etrafta tarım yapan kimse olmadığını, illa da satın alınmasını söylüyordu. Ziraat mühendisi ise ne kadar anlattıysa da çiftçi direniyordu benimki organik diye.Görüşmeyi bitiren Ziraat mühendisinin şu cümlesi gerçekten inanılır gibi değil.
"
Kardeşim ehliyetin yoksa kimse senin araba kullanmana itibar edip işe almaz,önce kursa gideceksin,sınava girip kazanacaksın sonra ehliyet alacaksın, bu da yetmez tecrübe de kazanacaksın.Yoksa şöför möför oldun sayılmaz. Bu da onun gibi, tamam mı?"

(DEVAM EDECEK)


BİR FIKRA
KAYSERILI İLE KARADENIZLI ALISVERİSİ

   Kayserili birgün hayvan pazarına bir öküz almaya gitmiş. Karadenizlinin birisiyle pazarlığa tutuşmuş anan aşağı baban yukarı pazarlığı bitirmişler. Kayserili parayı vermiş öküzü alıp gitmiş aradan bir iki saat geçmemiş bunlar tekrar karşılaşmışlar. Karadenizli kayseriliye, " hani siz kayserililer çok uyanıktınızya ben seni kazıkladım sana sattığım öküzün ayağı topaldı" demiş. Tabi bizim kayserilide hemen yapıştırmış, o da bişeymi benimde sana verdiğim paralar sahteydi.

Saygılarımla Mustafa Kemal YALÇINKAYA


Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
Son Güncelleme: Çarşamba, 25 Kasım 2009 15:47
 
Copyright © 2010. Kılan Yaylası. Designed by fizikopat