|
Mesut Dündar
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Yitirilen Değerlerimiz - 1
Sevgili Hemşerilerim;
Eskiden köyümüzde bazı değerler,oyunlar ve eğlence türleri var idi. Zamanla dünyanın değişimi, dolayısıyla ülkemizin ve köyümüzün değişmesiyle değerlerimizin bir kısmı kayboldu. Bunları özlemle anarak köyümüzün'de aksakallılarındanda yardım almak suretiyle gelecek nesillere bir kaynak olsun diye her hafta birer bölüm yazmaya çalışacağım.
1. Istar Dokuma
Kilimler, seccadeler, kilim yastıklar, kilim heybeler, kilim minderler, kilim paspaslar, kilim çuvallar, duvar kilimleri, yaygı kilimler yünlerden, genellikle ince dilinip dikişle eklenmiş çapıtlarla yün iplerden dokunduğu tezgâhın adıdır. Istar evlerin balkon, boş odası veya havlularında, arkaya doğru hafifçe eğik olarak, yer kaplamayacak ve günlük işleri engellemeyecek şekilde, dik olarak duvar diplerine yerleştirilir.
Istarlar genelde ağaçtan yapılmaktadır. Istarların eni 2 metre, boyu 2,5–3 metre arasında değişir. Kilimler, köylerde ve yaylarda kadınlar tarafından ilkel ve kolay taşınabilir ıstarlarda dokunarak şekillenir. Bu ıstarların dik veya eğik iki türü olmaktadır. Argaç alt veya üst dönecek(Kücülere sarılır) denilen dikey iplik atkıların meydana getirdiği ana kasnak üzerinde, motiften motife geçilerek kilimler taraklarla sıkıştırılarak dokunur. Gerek atkı, gerek çözgü ipleri yündendir. Kök boyalarla boyanan iplikler ve yünlerle dokuma işlemi gerçekleştirilir ise zamanla bu dokumalar solmadığı gibi daha parlak ve canlı bir renklilik de kazanırlar. Bu tür dokumalar orijinal ve daha değerlidir. Bir ıstarda; İki adet özel oymaları bulunan kenar ağacı(tanık), kücü, varangelen, cumbar(cımbar-demir çivi), eğri ağaç bulunur. (bunların hepsi de ağaçtan hazırlanmaktadır). Yünleri sıkıştırmak için ıstar tarağına da gereksinim vardır. Gereç olarak da yün ipler kullanılır. İpleri kesmek için makas(sındı) ya da bıçak kullanılır. Istarda, karşılıklı iki yan ağacın dışında, bu yan ağaçların alt ve üst kısımlarındaki açılmış olan yerlere (yataklara) geçirilmiş, serbestçe dönüş yapabilen, yuvarlak ve birbirine koşut dönecek ağaçlarından oluşur. Dönecek ağaçların (bazıların) her iki başlarında birbirine karşıt ve ters durumda delikler açılmıştır. Alt ve üst dönecekler üzerinde, dönecekler boyunca uzanan genişlikte ve derinlikte kanallar bulunmaktadır. Evin dışında veya geniş bir odada çözgü ipleriyle hazırlanan, ahşap ya da demirden yapılan çözgü çubukları üzerine yapılacak dokumanın(Kilim, halı, seccade, heybe, çuval ve çul-hepsinde farklı çözgüler gerekir) enine göre açılarak, çubukla birlikte, ıstar yan ağaçları üzerinde bulunan kanallara yerleştirilir. Bazen de kanallar yerine ıstar kenar ağaçlarının üzerine dirayetli ve sert ağaçlardan yapılmış çubukların çakıldığı görülür. Bu durumda hazırlanan alt ve üst dönecek ağaçları bu kazıkların üstüne yerleştirilir.
Üst mazı ve alt mazının üzerine çakılmış çiviler yardımı ile hazırlanmış olan alt ve üst mazı üzerindeki çözgü iplerinin tamamen sert bir şekilde üst döneceğe aktarılması sağlanarak alt ve üsten mazı ağaçları bağlanır. Bunun nedeni dokuma anında düşmeyi önlemek ve ıstar tarağı ile dokuma esnasında, atkı iplerinin sıkıştırılması sırasında iplerin sert bir şekilde durmasını sağlamaktır. Dokuma yapıldıkça alt ve üst dönecekler çözülür. Dokunan kısım alt döneceğe düzgün bir şekilde sarılarak tekrar dokuma yapabilmek için yeniden bağlanması sağlanır. Dokunan kilimler iç gereksinimine yönelik ve ısmarlama üzerine dokunmaktadır.
Dokumada Kullanılan Tezgâh; Argaç alt veya üst dönecek(Kücülere sarılır) denilen dikey iplik atkıların meydana getirdiği ana kasnak üzerinde, motiften motife geçilerek kilimler taraklarla sıkıştırılarak dokunur. Gerek atkı, gerek çözgü ipleri yündendir. Kök boyalarla boyanan iplikler ve yünlerle dokuma işlemi gerçekleştirilir ise zamanla bu dokumalar solmadığı gibi daha parlak ve canlı bir renklilik de kazanırlar. Bu tür dokumalar orijinal ve daha değerlidir. Bir ıstar tezgâhında; İki adet özel oymaları bulunan kenar ağacı(tanık), kücü, varangelen, cumbar(cımbar-demir çivi), eğri ağaç bulunur. (bunların hepsi de ağaçtan hazırlanmaktadır). Yünleri sıkıştırmak için ıstar tarağına da ihtiyaç vardır. Gereç olarak da yün ipler kullanılır. İpleri kesmek için makas(sındı) ya da bıçak kullanılır. Bir alt, bir üst olarak dokunur. Enine ve dikey, iki ya da daha çok iplik grubunun değişik şekilleri birbiri arasından geçmesiyle ortaya çıkan bir dokuma sanatıdır. Nakışların
renklerini oluşturan atkılar karşılıklı olarak geldiklerinde, bir birleri ile kenetlenir ve böylece nakış ilikleri kapatılarak dokuma işlemine devam edilir. Kilimin dokuma işlemi, desenler ve nakışlar, kenar suları tam olarak bitirildiğinde dokunan kilimin sonu aynı başlangıçta yapıldığı gibi kenar suları ve boncuk ilmekle kapatılıp, önce üstten, sonra da alttan döneceklerden kesilerek tezgâhtan alınır.
Kilimlerin Nitelikleri, Boyutları ve Kullanım Yerleri;
Dokunan kilimlerin her iki tarafı da kullanılır. San, kırmızı, mavi, yeşil ve beyaz renkler hâkimdir. Renklerin canlı ve parlak oluşu kök boya olmasa bile dikkati çekicidir Kilimlerin enleri 150 cm civarındadır. Uzunlukları ise üç metre veya daha uzun olabilir. Sipariş üzerine dokunanların enlerinde ve uzunluklarında genişleme veya daralma uygulanabilmektedir. Evlerde yer döşemesi, duvar kaplaması ve kız çeyizliği olarak hazırlanıp kullanılır. Motifler şekillerini ve isimlerini doğadaki canlılardan(hayvan ve bitkilerden) almışlardır. Köylerde insanları geçim kaynaklarının başında, hayvancılık ve tarım gelmektedir. Dokuma tezgâhları genelde köyde “eli keser tutar” tabir edilen kişilerce veya marangoz ustalarınca ağaçtan yapılmaktadır. Tezgâhlar bütün dokuma yerlerinde dikey olarak kurulup, dokuma dikey olarak yapılmaktadır. Bir kilim bir kişi tarafından normal şartlarda bir aylık bir sürede bitirilebilmektedir. Genelde satış amacına yönelik ve süre sınırlaması olmadığı için dokumalar daha uzun sürelerde bitirilmektedir. Bunun nedeni köylü kadınların boş bulundukça ve işten artan zamanda bu işi yapmalarından kaynaklanmaktadır. Dokuyanlar 14 ve üzeri yaşlar olarak değişmektedir.
Istar tezgâhında dokunan kilimler dokunuş tekniği açısından pek birbirinden farklı olmamakla birlikte bu altı çeşit kilimin kendine has özellikleri olduğundan birbirlerinden kolayca ayırmak mümkün olur. Genelde nakış(yanış) ve kenar suları ile ara dolguları arasında bir birinden farklı özelliklere rastlama olanağı vardır. KAVRAMLAR DOKUMA: Çözgü ve atkı ipliklerinin değişik şekillerde birbirlerinin altından ve üstünden geçirilmesi (bağlanması) ile oluşur. KİLİM: Dokuma boyunca önlü arkalı çift sıra halinde olan çözgü ipliklerinin arasından, bir ön ve bir arkadan geçen enine atkı ipliklerinden oluşan ve çözgülerin atkılar tarafından tamamen örtüldüğü bir dokuma türüdür. Döşeme, divan gibi yerlere serilen, genellikle desenli, havsız, kalın, kıl veya yün dokuma. KİRKİT: Dokumacılıkta atkı ipliğini sıkıştırmak için kullanılan, demirden veya ağaçtan yapılmış dişli araç. GÜCÜ: Çözgü ipliklerinden bazılarının yukarıda, bazılarının aşağıda bulundurulma işini yapan teller veya iplerden oluşan çerçeve. ÖRGÜ RAPORU: Her dokuma örgüsü, dokumanın eninde veya boyunda tekrar eden bağlanma sistemlerinden oluşur. Bir dokumada ende ve boyda aynı bağlamayı tekrar eden bir örgü kompozisyonuna o dokumanın örgü raporu denir. ÇÖZGÜ TEZGÂHI: Çözgüyü çözmeye, başka bir deyişle çözgü ipliklerini dokuma tezgâhında dokunabilecek şekilde birbirine paralel bir duruma getirmeye yarar. ÇÖZGÜ İPLİĞİ: Çözgünün çözülmesinde kullanılan ipliktir. MOTİF: Yan yana gelerek bezeme işini oluşturan ve kendi başlarına birer birlik olan öğelerden her biri. Üzülerek belirtelim ki son dönemde ıstar dokuma yapılmamaktadır. Istarlar ya evlerin damlarının bir köşesinde unutuldu veya başka amaçlar için kullanılıp gittiler.
2. Söğüt Düdüğü Yapma
Söğüt dalı kolay kavladığı için genellikle ilkbaharda yapılan oyuncak türüdür. Birçok türü olmasına karşın en çok yapılanlarını göz önüne alırsak yapılışı ve ötüşü nedeniyle üç küme
içinde sayabiliriz. Söğüt düdüğü, söğüdün ince dalları 5, 6 cm olarak belirlenip düzgünce kesilir. Kesilen kısım düz taşın üzerine veya dizimizin üstüne konarak bıçağın sapı ile yavaş yavaş vurulur. Bu vuruş müzik aleti çalar gibi ritmik, tekerleme söyler gibi kıvraktır.Vuruş sırasında:
Gâvur gâvur kavladı.
Kedi sıçan avladı.
Ovalara yaz geldi.
Paldır küldür kız geldi.
Anan buban çıktıda,
Sen ne diye çıkmadın?
Çıkkıdı gâvurun eniği çık!
denir ve zedelenmeden bıçağın sapı ile hafifçe ağacın kabuk kısmına vurularak ayrılan kabuk burularak çıkarılır Çıkarılan kabuk bir ucundan bir santim kadarı dış kabuk sıyrılır. Sıyrılan temizlenen kışımın ucu kabuğu çıkardığımız bölüm bıçakla yarıldıktan sonra araya yassıca sokulup sıkıştırılır ve ağaçtan da azıcık alınacak biçimde ucundan kesilir. Oradan alınan düdük ağızda ıslanır, aynı zamanda ısı verilir. Artık düdüğümüzü nefesimiz yettiğince öttürebiliriz.
İkinci türü çelik düdüktür. Bunun dalı söğüt düdüğe göre iki kata yakın kalınlıktadır. Yine düzgünce kesilir. Alt tarafı çelik biçiminde kesilip üst yanında bir dudak payı geriden delik yeri bıçakla kertilerek çıkartılır. Artık bıçağın keskin kısmı ele alınıp sap kısmıyla yukarıdaki tekerleme söylenerek yavaş yavaş vurulup gevşetilir. Kabuk zedelenmeden çıkarıldıktan sonra dudak payının olduğu kısımdan kertiğe kadar milimetrik ölçülerle ağacından yontulur. Asıl ustalık buradadır. Düdüğün ses çıkarıp çıkarmaması, sesin ince veya kalın olması… Artık düdüğümüz öttürülmeye hazırdır. Bizden büyük çocuklar ise düzgün ve boğum yeri uzun olan dallardan aynı yöntemle 15–20 cm uzunluğunda bir boru çıkarırlardı. Çıkarılan borunun üzerine en çok beş delik açılır, alt tarafa da bir delik açılarak kavala benzer bir düdük yaparlardı.
Üçüncüsü ise kabuk düdüktür. Buna zurnanın ilkel biçimi desek pek yanlış olmaz. Ağacı çelik düdüğe göre daha kalın olanından seçilir. Kalın ucu düzgünce kesildikten sonra yılanın yol giderken tozlu yolda bıraktığı iz gibi kabuk ağaca kadar çizgi biçiminde kesilir. Bıçağımızın sapıyla vurulup gevşetildikten sonra soyulur. İnce tarafından başlanarak birbirinin üstünü kapatacak biçimde aralık bırakmadan sarılır. İnce ucuna söğüt düdük yerleştirilip öttürülmeye çalışılır. Bu tür düdüklerin çoğu ötmez. Çünkü özel beceri gerektirir.
3. Sinnammaç (Saklambaç) Oyunu
Sinnenmaç en az üç kişiyle oynanır. Oyuncular aralarında sayışarak veya parmak tutuşarak bir ebe seçer. Ebe duvara önünü dönerek en az 20’ye kadar dışından sayar. Bu sırada diğer oyuncularda ebe sayana kadar farklı veya aynı yerlere saklanırlar. Ebe dışından saymayı bitirince” Önüm arkam sağım solum ebe, saklanmayan ebe!” diye bağırır ve gözünü açar. Öteki oyuncuları bulmaya çalışır. Bulduğu oyuncunun yönünü parmağıyla gösterip “ebe” dedikten sonra ebe ile ebelenen oyuncu arasında amansız yarış başlar. Kaleye önce varma yarışı. Önce varan kaleye elini değdiren ebe olmaktan kurtulurdu. Şayet ebe bir kişiyi bulup ebelemeyi başarırsa o zaman ebelik el değiştirirdi. Ebe aramak için kaleden uzaklaştığında, saklanan çocuklar ortaya çıkıp, ebeden önce kaleye ulaşarak "ebe" yapmaya çalışırlar. Bu arada, yanan ve yanmayan çocuklar ( açığa çıkmış çocuklar ), öteki arkadaşlarına yardımcı olmak için "Elma dersem çık, armut dersem çıkma." gibi sözlerle kopya verirler. Ebe kaleden uzaklaşınca "elma, elma" diye, ebe kaleye yaklaşınca "armut, armut" diye bağrışırlar. Ebe gördüğü arkadaşının adını söyleyerek kaleye döner, tükürerek veya elini dokundurarak ebeler. Ebelenen çocuk yanar. Eğer ebe bir kişiyi görüpte onun adını yanlış söylerse diğer oyuncular saklandığı yerden çıkar ve çanak çömlek patladı diye bağırırlar. Ve ebe olan kişi yeniden ebe olur. Bu oyunun oynanışında, isteğe göre, şöyle bir kural da uygulanabilir; saklananlar içinden son çocuk, ebeden önce ebe yaparsa, kendinden önce ebelenmiş çocukların tümü kurtulur. Aynı ebe, yine ebe kalır, oyun yinelenir. Daha sonraları ebe yerine söbe sözcüğü kullanılmaya başlandı. Özenti mi? Yoksa dıştan gelmeye yöneliş mi?Ebe tarafından bulunarak yanmış olan çocuklar, oyunun bitiminde, kendi aralarında sayışarak yeni bir ebe seçerler. Ya da birden çok kişi ebelenirse; ebe yeniden yüzünü kaleye döndürüp ona kadar sayarken ebelenenler kaçmaya başlardı. Ebe saymasını bitirip geriye dönüp koşarken yakaladığı oyuncu ebe olurdu. Yakalayamazsa kaleye en yakın olanı ebe olurdu. Zaman saman uzun süre ebelikten kurtulamayanların ağladığı görülürdü. O zamanda Oyunumuz yeni ebeyle sürdürülür giderdi.
4. Menevşe (Menekşe) Toplama
Menekşegiller familyasındaki Viola cinsinden 500 kadar, bir-iki ya da çok yıllık dayanıklı bitki türünün adı menevşedir. Diğer adları: Menekşe, menemşe, benevşedir. Bu türlerden 20 kadarı ülkemizde yetişmektedir. Doğada özellikle nemli yerlerdeki ağaç altlarında, ormanlık alanlarda ve taşların güney taraflarında kendiliğinden yetişen, güzel kokusu olan ve 10–15 cm. kadar boylanabilen, çok yıllık bir bitkidir. Bitki, bu güzel kokusunu, ancak koparıldığı zaman çevresine yayar. Kalp biçiminde koyu yeşil yaprakları; kış sonu ile ilkbaharda açan mor ya da seyrek olarak beyaz taçyapraklı çiçekleri; açık sarımsı kahverengi, minik, sert ve yuvarlak tohumları ve gene sarımsı kahverengi rizomu (kök gövdesi) vardır. Bitki, tohumlarıyla ya da rizomundan uzayıp toprağa yapışarak yeni bitki oluşturan kök saçaklarıyla çoğalır. Kokulu menekşe saponin, mentil salisilat, alkaloitler, flavonitler ve uçucu yağ içerir.
Yeşil yapraklar içindeki mor çiçekleriyle güzelliğine güzellik katar.5–6 çocuk güle oynaya arada kavga ederek menevşe toplamaya gider, topladığımız menevşeleri öğretmenlerimize ve sevdiğimiz kişilere verirdik. Daha sonra ceketin sol üstteki küçük cebine herkesin görebileceği biçimde yerleştirilirdi. Geçen yıllarla birlikte bu toplama-demetleme-yollama işleri de yitti gitti. İçinde menevşe geçen türkülerle birlikte bu güzel geçmişi anlatmakla önemli bir görevi yerine getirdiğimi sanıyorum.
ÇİÇEKLER İÇİNDE MENEVŞE
Çiçekler içinde menevşe baştır.
Güzeli gösteren göz ile kaştır.
Gurbete gidiyom mektup ulaştır
Mektup ile konuşalım bir zaman.
5.Çiğdem Kazma
Uzun ve sıkıcı kış günleri bitipte baharla birlikte sarı sarı, beyaz beyaz çiğdemler çıkardı ki insanın içi hep ümit dolardı. Doğada ender bulunan bu çiçeğin hem yumrularını, hem de yapraklarını yenirdi. Çünkü çiğdemin, idrar söktürücü, kabızlığı giderici özelliğini de belki büyüklerimiz bildiğinden yememize ses çıkarmazlardı. Kısacası çiğdem bizim için değerli bir çiçekti. Küme küme çocuklar meşeden yapılan deynekleri akşam olmadan hazırlardı. Sabah erken saatlerde kafadar arkadaş kümesiyle anlaşarak köyün uzak yerlerindeki toraman, aybunarı gibi yerlere çiğdem kazmak için gidilirdi. Kayış yerine yular eskisi iplerden bellere sıkıca bağlanıp elinde çiğdem deyneği cenge giden asker gibi yola çıkılırdı. Ekmek ve kuru soğanlardan azıklar hazırlanırdı. Ayaklar çıplak veya çorapsız lastik ayakkabı içinde olurdu. O zaman örme yün çoraplar olduğundan koyunu olmayan evlerin çocuklarına çorap giyme sırası gelmezdi. İlkokula başlayıncaya kadar fistanla gezer yürünürdü. Ceket, kazak pek tanınmadık giyecek çeşitleriydi. Bu yüzden dayanıksız çocuklar olarak çabuk hastalık kapar, bademcikleri düşmüş, ısıtma tutmuş, keçeleşmiş, geğirleri(eğirleri) batmış, guluç durmuş vb. adlarla anılan üst solunum yolu hastalıklarından yataklara düşülürdü. Kocakarı ilaçları ve yerel tedavi yöntemleriyle genelde beygir gübresine gömülerek, gır çayı içirilerek, üzerlik tüttürülerek, deriye bardak çekilerek iderilmeye çalışılırdı.
Bir.. iki.. üç.. ve çiğdem çıkar.
— Tüh.. gırçıldı yav. Çiğdem kazılırken bazen kafa kısmı çıkmaz, sadece üst bölüm sapı ile çıkar bunada ‘gırçılma’ denirdi.
Not: Gelecek haftaki yitirilen değerlerimiz konu başlıklı yazımda şunları ele alacağım; Dokuztaş Oyunu, Beştaş Oyunu, Üçtaş Oyunu, Çelik (Met) ve Kibrit Kutusuyla Çavuş-Vali Oyununu yazacağım. Sağlıcakla kalın.
Saygılarımla Mesut Dündar
 |