|
Mesut Dündar
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Yitirilen Değerlerimiz -4 Sevgili Hemşerilerim; Yitirilen Değerlerimiz olarak başlattığım konuyu bu yazımla bitiriyorum. Son olarak El Değirmenleri, Soku ve kerpiçten bahsedeceğim.
15.El Değirmenleri Un değirmenleri dışında birçok evde el değirmeni bulunurdu. Alttaki yuvarlak taş sabit. Ortasında demirden bir ok bulunurdu. Değirmenin zibeği denirdi. Buna ortası delik ağaçtan yapılmış çakıldak takılırdı. Üstteki değirmen taşı saplı olur onu bir-iki kişi tutarak döndürürlerdi. Değirmende bulgur veya hayvan yemi çekilirdi. Bulgur çekme işi hem imece biçiminde, hem de şenlik havası içinde olurdu. Bulgur çekilecek eve genç kız ve kadınlar toplanıp aralarında iş bölümü yaparlardı. Kimisi değirmenin başında olurdu. Kimisi çalışanlara börek döşeyip bunu fırında pişirir gelirdi. Bu börek, bulgurun ince unundanda olabilirdi. Kimisi de çekilen bulguruelekten geçirir yani çalkardı. Bu işler görülürken hem güncel konuların değerlendirilmesi yapılır. İş sona erdirilip yemek yenirken delikanlılara da verilirdi yiyecek. Makineleşme sonucu artık bu güzel değerlerde yok olup gidenlerin içinde yerini aldı. İşte yardımseverliğin, imecenin, hoşgörünün kol kola bulunduğu güzel ortamlardan birisini daha anlatmaya çalıştık. 16. Soku Büyük taşların ortasının yalak biçiminde oyulmasıyla oluşturulan sokular köyümüzün üç-beş yerinde ayakta durmaktalar. Bir havay kadar buğday sokunun içine dökülür. Dökülen buğdayın üzerine az su dökülüp karıştırılır. Her yanı ağaç olan tokmaklar(tokuç) hazır edilir. Önce yavaş yavaş hem el alıştırması, hemde buğdayların dışarılara sıçrayıp gitmemesi için vurulmaya başlanır. Daha sonra bu vuruşlar hızlı ve düzenli olarak sürdürülür. 5-6 tokmağın öyle ahenkli, sıradan ve ritmik inişi vardır ki; değme müzik yapıtlarında ve ustalık isteyen çalışmalarda bu düzen görülmez. İzlerken tokmaklar birbirine çarpacak diye ödünüz kopar. Ama onlar belirli bir sistem içinde pat pat iner kalkarlar. Sokuda dövülmüş olan bulgurluk kalburlarla savrularak bu kabuklardan ayrılırdı. Bu kabuklar hayvanlara yem olarak verilirdi. Artık içindeki taş, ot tohumu, burçak vb yabancı maddeler tepsi içinde toplanırdı. El değirmenlerinde çekilip pilavlık bulgur veya dolmalık-tarhanalık bozyarma durumuna getirilirdi. 17. Kerpiç Kerpiç, duvar örmek için kullanılmak üzere tahta kalıplara dökülerek güneşte kurutulmuş balçıktır. Bir çeşit pişirilmemiş tuğla gibidir. Köyümüzde Kerpiç Yapımı ve Kullanımı; İçine yeteri kadar saman atılarak karılan çamur birkaç gün alıştırıldıktan sonra çocuklara bayram havasını aratmayan çiğneme günü gelirdi. Çamur sahibinin evinin bireyleri ile mahallenin çocukları orada olurdu. Herkes pantolonunu donunu dizlerinin üstüne sığar, içine saman karıştırılmış çamuru çiğnemeye başlardı. Bu işte en rahat olanlar ayağında pantolonu olmayan küçükler olurdu.Karışım ayakla çiğnenip ezilmek suretiyle çamur haline getirilirdi. Çalışmalar sırasında çamurun içine düşülür. Çocuklar birbirlerinin yüzüne üzerine sulu çamur sıçratır ve atarlardı. Bu işe çamurun özlendirilmesi denirdi. Çamurdan çıkıldığında çalışmaya katılanlar çamurlu el ve ayaklarını olabildiğince akan sulama suyunda temizlerlerdi. Yeterince bekletilen çamur kerpiç yapılacak duruma gelirdi. Bunun için hazırlanmış iki tür kalıp olurdu. Evlerin dış bölmeleriyle dam-samanlık çatmakta kullanılacaklar büyük kalıpla, ara bölme çatkısında kullanılacaklar küçük kalıpla dökülürdü. Her kalıbın başında bir sucu, bir kalıp çekici, bir paçavrayla kalıp silici, tahta tezgene ile iki kişi çamur taşıyıcı, bir kişi doldurucu ve yedekleri bulunurdu. Gelen özlendirilmiş çamur tahta bölmelerden yapılı kalıplara dökülürdü. Çamur, kalıplara döküldükten sonra iyice sıkıştırılırdı. Bu sıkıştırma yapılmazsa kerpiç zayıf olurdu. Sıkıştırılan çamurun üstü düzgünce bir tahta ile düzeltilir ve fazla çamur da atılmış olurdu. Yine ıslatılmış paçavralarla üzeri silinerek kerpiç üstü parlaklaştırılırdı. Çamurun kendini tutabileceği süre sonunda kalıp üstten çekip çıkarılırdı, çamur düz bir yerde kalırdı. Sonra kesilen kerpiçler güneşte bırakılırdı. Kerpiçlerin her tarafının kuruması için güneşe bakan yüzleri zamanla değiştirilerek çabuk kuruması sağlanırdı. Böyle böyle kerpiçler güneşe serilmiş olurdu. Üst yüzleri kuruyunca bir yanına çevrilerek sırasıyla her yanları kurutulurdu. Kısacası beş-altı günde havanın güneşli olması durumuna göre kerpiç kesimi bitmiş, kerpiçler kullanıma hazır duruma gelmiş olurlardı. Anlaşılacağı gibi bu işin yapılması yağmur mevsimine denk getirilmemeye çalışılırdı. Kerpicin Özellikleri : -Kerpiç, ortamın nemini dengeler Çoksa alır, azsa verir, nemi insan için en uygun düzeye getirir. Rahat soluk alınır böyle bir odada, rahat uyunur -Nem belli yüzdeyi aşmadığı için, börtü böcek yaşamaz bu ortamda. -Kerpiç, havanın kirliliğini alır. Örneğin, sigara içiliyorsa nikotini çeker. Havayı temizler. -Kerpicin elde edilmesi için en az enerji tüketilir. -Kerpicin radyoaktivitesi yoktur. -Kerpiç doğayı kirletmez, onun kan dolaşımı içindedir. -Kerpiç, yapı yerinde üretildiği için taşınım gideri yoktur. -Kerpiç ahşabı korur. Kerpiç aynı zamanda rutubetlenmeyi önlediğinden bununla yapılan evler daha sıhhi olur, oturanlarda romatizma pek görülmez. Kerpicin Örülmesi : Tıpkı tuğlada olduğu gibidir. Alta örülen sırayla üste örülen sıranın derzleri üst üste gelmemelidir. Bir başka deyişle, kerpiçler birbirini ısırmalıdır. Bir büyük (26x26 cm, ana) bir de küçük (26x13 cm) kullanmaya da gerek yoktur. Evin bölmeleri arasına ağaçla bölmeler yapılıp aralarına çamur kullanılarak örülen kerpiç duvarların sağlamlığı sağlanırdı. Üzeri çamurla sıvanır ve daha sonrada bunun üzerine badana yapılırdı. Bu yazıdan amacımız kerpici savunmak değil oradaki yaşama sevinci ve imece çalışmasını sergilemektir. Saygılarımla Mesut Dündar
 |
b.mustafa , Aralık 30, 2009
b.mustafa dayı kusura bakmayın sizi tanıyamadım birazdaha açık olursa örneğin isim soyisim gibi dahada tanıtıcı olur.herneyse netice itibariyle akraba olduğumuz anlaşılıyor. "mülkünü kullanmak" değil neslimizi bulabildiğim yere kadar araştırmak benim asli görevim secrede yaklaşık 1500'lü yıllara kadar isim olarak var köyümüzdeki bir çok sülaleninde ismi geçiyor yani köle mehmet ve oğlu kılan ağası hasan ağadan başlayarak yapılmış olan secere dedelerimden babama babamdan ben ve kardeşlerime miras kaldı ayrıca mezar olarak dedelerim (annemin babası ve Babamın babasının)keza ebelerimin mezarları belli yaptırılmış durumda ancak sizin bahsettiğiniz büyük dedelerimden biri olmalı hangi dedemi soruyorsanız isim yazın araştıralım. tekrar ediyorum mülk allahındır.neslimin mezarının başında o nesilden gelen diğer insanlarda bir fatiha okuyup geçsin diye mezarını yaptırma şerefi bana nasip olsun.
saygı ve sevgilerimle hoşçakalın